Watchtower ONLINE KÜTÜPHANE
Watchtower
ONLINE KÜTÜPHANE
Türkçe
  • KUTSAL KİTAP
  • YAYINLAR
  • İBADETLER
  • g98 Şubat s. 20-24
  • Bir Yağ Küpünden Alınacak Ders

Bu kısım için bir video yok.

Üzgünüz, video yüklenirken bir hata oluştu.

  • Bir Yağ Küpünden Alınacak Ders
  • Uyanış!—1998
  • Altbaşlıklar
  • Benzer Malzeme
  • Yahudi Mirası
  • Nazi İşgali
  • Kalabalıkların Panik İçinde Kaçışı
  • Sığınmacı Olarak Yaşamak
  • Ailemizin Din Konusundaki Seçimi
  • Yeni Bir Ülkede Hizmet
  • İyilikleri Karşılığında Yehova’ya Ne Verebilirim?
    Gözcü Kulesi Yehova’nın Gökteki Krallığını Duyurur—2009
  • “Azalmayan Bir İmanın Olsun”!
    Gözcü Kulesi Yehova’nın Gökteki Krallığını Duyurur—2000
  • Yehova’nın Sevgi Dolu İlgisine Güvendim
    Gözcü Kulesi Yehova’nın Gökteki Krallığını Duyurur—2004
  • Ana Babamın Örneği Beni Güçlendirdi
    Gözcü Kulesi Yehova’nın Gökteki Krallığını Duyurur—2005
Daha Fazla
Uyanış!—1998
g98 Şubat s. 20-24

Bir Yağ Küpünden Alınacak Ders

Savaşın dehşeti ilk anılarım arasında yer alır; özellikle II. Dünya Savaşının sonuna doğru, ben daha dört yaşındayken, canımızı kurtarmak için kaçışımız sırasında başımızdan geçenleri hatırlıyorum. Yedi kişilik ailemiz, o zamanlar Almanya’nın bir parçası olan Doğu Prusya’da yaşıyordu.

ÜRKÜTÜCÜ karanlıkta gözlerimi açmış etrafa bakınarak, yaklaşmakta olan Rus bombardıman uçaklarının sesini dinliyordum. Aniden, kör edici ışıklar ve sağır eden patlamalar içinde birkaç yüz metre ilerideki yakıt depoları tutuştu. İçinde olduğumuz tren raylar üzerinde sallandı, insanlar çığlıklar atıyordu. Fakat bombardıman uçakları kısa süre sonra gitti ve yolculuğumuza devam ettik.

Başka bir olayda, tedirgin bir uykudan uyandığımda içinde bulunduğumuz seyir halindeki sığır vagonunda bir kadının çığlık çığlığa aşağı atlamaya çalıştığını gördüm. Babam kadını tutup hızla içeri soktu. Kadın kucağında bebeğiyle kapının yanında uykuya dalmış. Uyandığında bebeğinin donarak öldüğünü fark etmiş. Adamlar cesedi dışarıdaki karların içine atmış; keder içindeki anne aşağı atlayıp çocuğuyla birlikte ölmek için kapıyı açmaya çalışıyordu.

Şiddetli soğukla mücadele etmek için sığır vagonunun ortasına gövdesi şişkin bir soba kurulmuştu. Vagonun bir köşesinde bulunan küçük odun istifi patates pişirmek için idareli şekilde kullanılıyordu. Patatesler aynı zamanda yatağımızdı, çünkü bunlar bizi vagonun buz gibi döşeme tahtasından biraz olsun uzak tutuyordu.

Can kaygısıyla kaçmamızın sebebi neydi? Ailemiz nasıl aylarca kaçak olarak yaşadı? Size anlatayım.

Yahudi Mirası

Doğu Prusya’nın Lyck şehrinde (şimdi Polonya’nın Ełk şehri) beş çocuktan en küçüğü olarak 22 Aralık 1940’ta dünyaya geldim. Dinsel zulüm Yahudi atalarımı 1700’lerin sonlarında Almanya’dan ayrılmaya zorlamış. Rusya’ya göç etmişler; bu, tarihteki büyük toplu göçlerden biriymiş. Yahudi olan büyükbabam 1917’de, Rusya’daki Yahudi düşmanlığından kaynaklanan zulümden kaçmak için Volga Nehri yakınındaki köyünden ayrılarak Doğu Prusya’ya göç etmiş.

Büyükbabam Alman vatandaşlığına geçmiş ve Doğu Prusya ona güvenli bir sığınak gibi gelmiş. Yahudi isimleri taşıyanlar orada Ari isimleri alıyormuş. Böylece babam Friedrich Salomon, Fritz diye tanınmaya başlamış. Diğer yandan, annem Prusyalıymış. O ve müzisyen olan babam 1929’da evlenmişler.

Ana-babam mutlu bir yaşam sürüyor ve geleceğe umutla bakıyormuş. Büyükannem Fredericke ile (anne tarafından) büyük büyükannem Wilhelmine’in büyük bir çiftliği vardı ve burası ana-babam ve biz çocuklar için ikinci ev olmuştu. Aile yaşamımızda müzik önemli bir rol oynuyordu. Annem babamın dans grubunda davul çalıyordu.

Nazi İşgali

Sonra, 1939’da siyaset sahnesinde kara bulutlar görülmeye başlandı. Adolf Hitler’in Yahudi sorununa bulduğu “kesin çözüm” ana-babamı tedirgin etmeye başlamıştı. Biz çocuklar Yahudi asıllı olduğumuzun farkında değildik, babamın ölümünden dokuz yıl sonrasına, annemin ölümüne kadar da bunu bilmedik.

Hiç kimse Yahudi olduğundan kuşkulanmasın diye, babam Alman Ordusuna katıldı. Başlangıçta bando birliğinde hizmet etti. Fakat herhalde geçmişi hakkında bilgisi olan biri onun Yahudi olduğunu söyledi; bu yüzden bütün ailemiz sorgulandı ve fotoğrafları çekildi. Nazi uzmanlar bizim Yahudi özellikleri taşıyıp taşımadığımızı saptamaya çalıştı. Onlara yeterince Ari görünmüş olmalıyız ki, tutuklanıp hapse atılmadık.

Almanya 1 Eylül 1939’da Polonya’yı istila edince, bir zamanlar huzur dolu olan bölgemizde korku hüküm sürmeye başladı. Annem hemen daha güvenli bir yere taşınmak istedi, fakat ailemiz Nazi görevlileri tarafından zorla alıkondu. Daha sonra, 1944’ün yazında Rus orduları Doğu Prusya’ya doğru ilerlerken Almanlar Lyck ve çevresini boşaltmaya karar verdi. Bir Temmuz günüydü; evimizden ayrılmak üzere bize sadece altı saat verildi.

Kalabalıkların Panik İçinde Kaçışı

Annem şoktaydı. Ne almalı? Nereye gitmeli? Nasıl gitmeliydi? Bir daha geri dönecek miydik? Her ailenin yanına alabileceği şeyler çok kısıtlıydı. Annem akıllıca davranıp, rahatlıkla taşıyabileceğimiz temel eşyaları seçti; bunlar arasında büyük bir çömlek küpte bulunan et yağı ile domuz pastırmaları da vardı. Başka aileler değerli eşyalarını almayı tercih etmişti.

Rus birlikleri 22 Ekim 1944’te Doğu Prusya’ya girdi. Bir yazar şunları açıklıyor: “Kendi ailelerinin katledildiğini, evlerinin ve ürünlerinin yağmalandığını gören Rus askerlerinin öç almak istemesi gayet doğaldı.” Bu yıkımlar bütün Doğu Prusya’da bir şok dalgasına yol açtı; insanlar panik içinde kaçışıyordu.

O zaman sığınmacıydık ve Doğu Prusya’nın daha batı kısmında yaşıyorduk. Tek kaçış yolu Baltık Denizi gibi göründüğünden insanlar liman şehri olan Danzig’e (şimdiki Polonya’da Gdańsk) kaçıyordu. Oradaki gemilere acil kurtarma harekâtları için el konmuştu. Ailemiz, 30 Ocak 1945’te Danzig yakınındaki Gdynia’dan hareket edecek olan Alman yolcu gemisi Wilhelm Gustloff’a bizi götürecek treni kaçırdı. Daha sonra Rus torpillerinin bu gemiyi batırdığını ve 8.000 kadar yolcunun buz gibi sularda boğulduğunu öğrendik.

Denizden kaçış yolu kapalı olunca batıya yöneldik. Babam ordudan bir süreliğine izin almıştı ve giriş sözlerinde anlatıldığı gibi trenle yaptığımız yolculuğun bir kısmında bize katıldı. Kısa süre sonra askeri görevine geri dönmek zorundaydı; biz uzun ve tehlikeli bir yolculuğa tek başımıza devam ettik. Annem yağ küpünü koruyordu ve zaman zaman içinden biraz yağ çıkarıp paylaştırıyordu. Bunu yol boyunca toplayabildiğimiz yiyecek kırıntılarıyla birlikte yiyerek uzun ve soğuk kış boyunca hayatta kalabildik. Bu yağ küpü bütün altın ve gümüşlerden daha değerli oldu!

Nihayet, Stargard kasabasına ulaştık; orada Alman askerleri ve Kızılhaç, demiryolu istasyonu yakınına bir aşevi kurmuştu. Çok aç olan bir çocuğa orada yediği çorba muhteşem gelirdi. Sonra, Almanya’nın Hamburg şehrine ulaştık; aç ve bitkindik fakat yaşadığımıza şükrediyorduk. Rus ve Polonyalı savaş tutsaklarının tutulduğu Elbe ırmağı yanındaki bir çiftliğe yerleştirildik. Avrupa’da savaş 8 Mayıs 1945’te sona erdiğinde bizim durumumuz çok hassastı.

Sığınmacı Olarak Yaşamak

Babam Amerikalılar tarafından tutuklanmıştı ve özellikle müzisyen olduğunu öğrendiklerinde ona çok iyi davranmışlardı. Bağımsızlık Günü kutlamalarını düzenlerken onun müzik alanındaki becerisinden faydalandılar. Kısa süre sonra, kaçmayı başardı ve Hamburg’a geldi; orada tekrar bir araya gelmiştik. Küçük bir kulübeye yerleştik ve kısa süre sonra iki büyükannem de sağ salim bize katılabildi.

Bununla birlikte, zamanla yörede oturanlar, kendi Lutherci Kilisemiz bile sığınmacıların çokluğuna bozulmaya başladı. Bir akşam papaz ailemizi ziyaret etti. Herhalde kasten, sığınmacı durumumuz hakkında bizi gücendirecek aşağılayıcı sözler söyledi. Güçlü bir adam olan babam hiddetlenerek bu vaize saldırdı. Annem ve büyükannelerim babamı tuttu. Fakat daha sonra babam din adamını havaya kaldırdı, kapıya kadar götürdü ve dışarı çıkardı. Ondan sonra kendi çatısı altında dinin konuşulmasını tümüyle yasakladı.

Bu olaydan kısa süre sonra, babam Alman demiryollarında iş buldu; Hamburg’un kenar mahallelerinden birine taşındık, orada kullanılmayan bir demiryolu vagonunda yaşıyorduk. Daha sonra, babam bize mütevazı bir ev inşa etti. Fakat sığınmacılara karşı nefret devam etti ve küçük bir çocuk olarak yöredeki çocukların fiziksel ve duygusal tacizlerinin hedefi haline geldim.

Ailemizin Din Konusundaki Seçimi

Çocukken iki büyükannemle aynı odada uyuyordum. Babamın talimatına rağmen, o ortalarda yokken ikisi de bana Tanrı’dan söz eder, ilahiler söyler ve Mukaddes Kitap okurdu. Ruhi konulara ilgi duymaya başlamıştım. Böylece, on yaşına geldiğimde, Pazar günleri kiliseye gidebilmek için gidiş dönüş toplam onbir kilometre yürümeye başladım. Bununla birlikte, sorduğum soruların birçoğu ikna edici şekilde yanıtlanmayınca düş kırıklığına uğradığımı söylemek zorundayım.

Daha sonra, 1951’in yazında, düzgün giyimli bir adam kapımızı çaldı ve anneme The Watchtower dergilerinden birini sundu. “The Watchtower Tanrı’nın Gökteki Krallığıyla ilgili anlayış kazandırır,” dedi. Yüreğim hopladı, çünkü bu benim istediğim şeydi. Herhalde babamın dine karşı oluşu yüzünden, annem dergiyi nazikçe reddetti. Fakat ona o kadar çok yalvardım ki, yumuşadı ve benim için bir dergi aldı. Bir süre sonra, Ernest Hibbing bize yine geldi ve “Let God Be True” kitabını bıraktı.

Bu sırada, babam işyerinde bir kaza geçirmiş ve bacağını kırmıştı. Bu onun eve kapanması anlamına geliyordu; bu yüzden çok sıkkındı. Bacağı alçıda olmasına rağmen, sekerek dolaşabiliyordu. Gün boyunca ortadan kaybolup sadece yemek zamanlarında görünerek bizi şaşırtıyordu. Bu bütün hafta devam etti. Babam ortadan kaybolduğunda kitabımın da yok olduğunu fark ettim. Sonra, bir yemek zamanı babam bana şöyle dedi: “Eğer yine gelirse, o adamı görmek istiyorum!”

Birader Hibbing geldiğinde, babam bizi şaşırtan bir şey yaptı; kitapla masaya vurarak şöyle dedi: “Bu kitap hakikati anlatıyor!” Hemen bir Mukaddes Kitap tetkiki başlatıldı ve zamanla ailemizin diğer üyeleri de tetkike katıldı. Birader Hibbing benim için güvenilir bir akıl hocası ve gerçek bir dost oldu. Yeni inançlarımı başkalarıyla paylaşmaya çalıştığım için kısa süre sonra Pazar okulundan atıldım. Böylece Lutherci Kiliseden resmen ayrıldım.

Temmuz 1952’de sevgili dostumla birlikte Tanrı’nın Gökteki Krallığının iyi haberini kapı kapı vaaz etme işinde çalışmaya başladım. Her Pazar, Birader Hibbing bana ev sahibine mesajı nasıl sunduğunu dikkatle dinlememi tembih ediyordu. Birkaç hafta sonra, binalarla dolu büyük bir blok göstererek bana şöyle dedi: “Bunların hepsi senin, kendi başına çalışacaksın.” Zamanla heyecanımı yendim; insanlarla konuşmakta ve onlara Mukaddes Kitaba dayalı yayınlar vermekte başarılı olmaya başladım.

Kısa sürede Yehova’ya vakfımın simgesi olarak vaftiz edilmeye yeterli duruma geldim. Babam ve ben 29 Mart 1953’te vaftiz edildik, o yılın sonuna doğru annem de vaftiz edildi. Zamanla bütün aile üyelerimiz yani, kızkardeşim Erika, erkek kardeşlerim Heinz, Herber ve Werner, ayrıca o sıralar ikisi de 80 yaşın üzerinde olan sevgili büyükannelerim de vaftiz edildi. Daha sonra, Ocak 1959’da öncü oldum, yani dolgun vakitle vaaz etmeye başladım.

Yeni Bir Ülkede Hizmet

Babam her zaman beni Almanya’dan gitmeye teşvik etti; geçmişi düşündüğümde bunun Yahudi düşmanlığıyla ilgili onda süregelen korkulardan dolayı olduğuna inanıyorum. Avustralya’ya göç başvurusunda bulundum; bunun Papua Yeni Gine ya da başka bir Pasifik adasında dolgun vakitli vaiz olarak hizmet etmek üzere bir ön adım olacağını ümit ediyordum. Erkek kardeşim Werner ile birlikte 21 Temmuz 1959’da Avustralya’nın Melbourne şehrine ulaştık.

Birkaç hafta içinde, Footscray Cemaatinde dolgun vakitle hizmet eden Melva Peters’le tanıştım ve 1960’ta evlendik. İki kızımız oldu; onlar da Yehova Tanrı’yı sevdi ve hayatlarını O’na vakfettiler. Yaşamımızı basit ve düzenli tutmak üzere çok gayret sarf ettik; böylece bir aile olarak daha çok ruhi hedefler peşinde koşabildik. Melva yıllar boyunca, sağlık sorunları kendisini alıkoyana dek öncü olarak hizmet etti. Şu anda ben, Canberra şehrindeki Belconnen Cemaatinde ihtiyar ve öncü olarak hizmet ediyorum.

Çocukluğumda edindiğim deneyimler sayesinde, Yehova’nın nimetleriyle yetinip mutlu olmayı öğrendim. Annemin yağ küpü örneğinde görüldüğü gibi hayatta kalmanın, altına veya gümüşe değil, temel maddi gereksinimlere ve daha da önemlisi, Tanrı’nın Sözü olan Mukaddes Kitabı inceleyip öğrettiklerini uygulamaya bağlı olduğunu fark ettim.—Matta 4:4.

İsa’nın annesi Meryem’in şu anlamlı sözleri gerçekten doğrudur: “[Yehova] açları iyi şeylerle doyurdu; ve zenginleri boş döndürdü.” (Luka 1:53) Yedi torunumla birlikte aile üyelerimden 47 kişinin Mukaddes Kitabın gösterdiği hakikat yolunda yürümesinden mutluluk duyuyorum. (III. Yuhanna 4) Bütün bunların yanı sıra, birçok ruhi çocuğumuz ve torunumuzla birlikte Melva ve ben, Yehova’nın sıcak özeni altında güvenlikte olacağımız muhteşem bir geleceği ve sevdiğimiz diğer kişiler diriltildiğinde onlarla tekrar bir araya geleceğimiz büyük günü özlemle bekliyoruz.—Kurt Hahn tarafından anlatılmıştır.

[Sayfa 21’deki resim]

Rus birlikleri Doğu Prusya’da ilerlerken, 1944

[Tanıtım notu]

Sovfoto

[Sayfa 23’teki resim]

Erkek kardeşim Heinz, kızkardeşim Erika, Annem, erkek kardeşlerim Herbert ve Werner ve önde ben

[Sayfa 24’teki resim]

Karım Melva’yla birlikte

[Sayfa 24’teki resim]

Bunun gibi yağla dolu bir küp sayesinde hayatta kaldık

    Türkçe Yayınlar (1974-2027)
    Oturumu Kapat
    Oturum Aç
    • Türkçe
    • Paylaş
    • Tercihler
    • Copyright © 2026 Watch Tower Bible and Tract Society of PA
    • Kullanım Şartları
    • Gizlilik İlkesi
    • Gizlilik İlkesi
    • JW.ORG
    • Oturum Aç
    Paylaş