Watchtower ONLINE KÜTÜPHANE
Watchtower
ONLINE KÜTÜPHANE
Türkçe
  • KUTSAL KİTAP
  • YAYINLAR
  • İBADETLER
  • w82 1/1 s. 5-8
  • Tanrı’ya O’nun İstediği Şekilde Tapın

Bu kısım için bir video yok.

Üzgünüz, video yüklenirken bir hata oluştu.

  • Tanrı’ya O’nun İstediği Şekilde Tapın
  • Gözcü Kulesi Yehova’nın Gökteki Krallığını Duyurur—1982 (Dinsel Seri 12-24)
  • Altbaşlıklar
  • Benzer Malzeme
  • BUNU NASIL BİLEBİLİRSİNİZ?
  • GENEL OLARAK KABUL EDİLEN BİR İNANÇ—FAKAT ACABA HAKİKAT Mİ?
  • DAVRANIŞLAR DA ÖNEMLİDİR
  • TANRI’NIN AHLAK STANDARTLARI
  • NE YAPACAKSIN?
  • Din
    Kutsal Yazılardan Kanıtlar Gösterin
  • Dirilmeye Olan İnancınız Ne Kadar Güçlü?
    Gözcü Kulesi Yehova’nın Gökteki Krallığını Duyurur—1998
  • Can Hakkındaki Görüşün Hayatını Etkiler
    Gözcü Kulesi Yehova’nın Gökteki Krallığını Duyurur—1990 (Dinsel Seri 109-112)
  • Ölülerden Korkmanıza Gerek Var mı?
    Uyanış!—2009
Daha Fazla
Gözcü Kulesi Yehova’nın Gökteki Krallığını Duyurur—1982 (Dinsel Seri 12-24)
w82 1/1 s. 5-8

Tanrı’ya O’nun İstediği Şekilde Tapın

Din ile ilgili şu sözlerdeki çelişkiyi görüyor musunuz?

“1980’lerde, ‘tüm geçmiş tarihte görülmemiş sayıda insan Hıristiyan imanını kazanacak ve yine, geçmiş çağlarda görülmemiş sayıda Hıristiyan da, örgütlenmiş Hıristiyanlığı terk edecektir.’—Sydney “Morning Herald.” 21 Temmuz 1979

Avustralya’da 50 büyük din ve 9.000 “Hıristiyan” grup üzerinde yapılan incelemeye dayanan bu rapor, rekor sayıda insanın kiliselerini terk ettiğini göstermektedir. Bir zamanlar dindar oldukları ve kiliseye gittikleri halde, şimdi bundan vazgeçen birçok kişiyi belki tanıyorsunuz.

Oysa, Tanrı’ya tapınmak üzere içten bir ihtiyaç duyan birçok kişi, herhangi bir dine, çoğu defa duygularına hitap eden, belki de onları ‘kurtulmaya’ teşvik eden bir dine geçiyor.

Siz de şüphesiz Yaratıcınıza tapınmak üzere içinizde Tanrı’nın verdiği bir özlem duyuyorsunuz. Ama bunu nasıl yapmalısınız? Tanrı kendisine nasıl tapınılmasını istiyor?

BUNU NASIL BİLEBİLİRSİNİZ?

Elbette ki, hakikatin ve hakiki tapınmanın ne olduğunu belirleyen bir insan veya bir kilise değil, bizzat Tanrı’dır. İsa, birinci yüzyılın dinsel toplumuna ait olan bir kadına: “Tanrı Ruhtur, ve ona tapınanların ruhla ve hakikatle tapınmaları gerektir” demişti. (Yuh. 4:24, YD) Bu sözler bugün bizim için de geçerlidir.

Evet, Tanrı’yı menmun etmemiz için, pak tapınmayı sevmeliyiz ve onu samimiyetle icra etmeliyiz. Ayrıca hakikati de aramalı ve ona uymaya çalışmalıyız. Bu, Mukaddes Kitabın hakikatleriyle çelişen kilise geleneklerine veya dinsel öğretilere göre hareket etmek yerine, Tanrı’nın Sözünde açıklanan hakikate uygun davranmak demektir.

Bir dinin, –sizin ait olduğunuz kilisenin ya da çevrenizde yaygın olan imanın bile– hakikate uyup uymadığını anlamak üzere, birçok değişik açıdan bu din ve iman incelenebilir. Fakat sadece üç alanda kalan sınırlı bir araştırma bile, Tanrı’ya, O’nun istediği şekilde tapındığımızı anlamamıza yardımcı olabilir. Şimdi dikkat edelim:

GENEL OLARAK KABUL EDİLEN BİR İNANÇ—FAKAT ACABA HAKİKAT Mİ?

Küre çapındaki dinlerin çoğunun sahip olduğu genel olarak kabul edilen bir öğreti, insanın içinde, bedenin ölümünden sonra hayatta kalan ve ölümsüz bir ruh olarak yaşamaya devam eden görünmez bir canın var olduğu öğretisidir. Bu öğretiyi biliyor musunuz? Bu öğreti çoğu defa, iyi insanlar öldüğü zaman, canlarının göğe gittiği fikriyle bağlantılıdır. Ölen akrabalarının ‘ruhlarına’ karşı duyulan yaygın ilginin de temelidir. The Encyclopedia Britannica: “İnsanın herhangi bir şekilde ölmezliğine dair inancı Hıristiyanlar, insanların ölümsüz bir cana sahip olduklarına inanmıyorlardı.

Fakat ansiklopedinin “hemen hemen evrenseldir” demesi, çok yerindedir. Neden? Çünkü eski İbraniler ve ilk Hıristiyanlar, insanların ölümsüz canlara sahip olduklarına inanmıyorlardı.

Birçok kimse, kilisenin bu öğretisinin Mukaddes Kitaptan alındığını sandığından, bunu duyduğunuz zaman şaşırabilirsiniz. Oysa şu noktalara dikkat edin:

Mukaddes Yazılara göre, İblis Şeytan’ın söylediği ilk yalan, insanın işlediği günahın ölümü getirmeyeceğiydi. (Tekv. 3:1-4) İlk ana-babamız öldüğü ve ölüm de böylece herkese geçtiği zaman, ‘Onlar aslında ölmediler, ölen sadece onların bedenleri idi, canları ise, ölümsüz olarak yaşıyor’ demekle bundan daha aldatıcı ne olabilirdi? Evet, insan canının ölmezliği öğretisi, Şeytan’ın yalanını sürdürmesine ve daha da büyütmesine, böylece milyonlarca insanın ölülerden korkmasına yol açmıştır.

Açıkça Mukadde Yazılar, senin canının sen olduğunu öğretmektedir. Mukaddes Kitabın Âdem hakkındaki kayıtlarından bunu görebiliriz. Yaratıcı, topraktaki maddelerden bir beden yapıp ona hayat ve hayatın idamesi için nefes vermişti. Sonuç ne oldu? Âdem “yaşayan can oldu.” (Tekv. 2:7) Ona bir can verilmedi. Âdem bizzat bir candı.—I. Korintoslular 15:45 ile karşılaştır.

Mukaddes Kitap bununla tutarlı olarak canın (insanın) ölebileceğini öğretmektedir. Hezekiel 18:4’ü oku. Acaba bu, ölen birinde düşünce ve duygunun kalmadığı anlamına mı gelir? Tamamen öyledir. Vaiz 9:5 bize şu bilgiyi veriyor: “Yaşıyanlar biliyorlar ki, ölecekler, fakat ölüler bir şey bilmezler.”

Acaba bu sözler, ölen akraba ve dostlarımız için hiçbir ümidin kalmadığı anlamına mı geliyor? Hayır, çünkü Mukaddes Kitap, Tanrı’nın ölü kimseleri hayata döndürdüğüne, yani dirilttiğine dair örnekler vermektedir. Örneğin, Tanrı’nın İsa Mesih’i, öldükten sonra üçüncü günde bir ruh olarak dirilttiğini herhalde biliyorsunuz. (Res. İşl. 10:39, 40; I. Pet. 3:18) Bu gerçeğe ve Mukaddes Kitabın bu konuda verdiği vaatlere dayanarak, Tanrı’nın hatırasında olan ölüleri ilerde dirilteceği zamanı özlemle bekleyebiliriz.—Res. İşl. 17:31; 24:15.

Meseleyi derinine düşündüğümüz zaman, çoğu dinlerin öğrettiği ölümsüz can öğretisinin, Mukaddes Kitapta yazılı olanlarla doğrudan doğruya çeliştiğini anlayabilirsiniz. O halde kendinize ‘bu benim için ne anlama geliyor? Tanrı’ya O’nun istediği şekilde, yani hakikatle tapınmak için bazı değişiklikler yapmalı mıyım?’ diye sorun.

DAVRANIŞLAR DA ÖNEMLİDİR

İsa Mesih, Tanrı’ya O’nun istediği şekilde tapınmayı tanıtırken, bize yardımcı olacak başka noktaları da belirtmişti. Kendisini takip edenlere: “Eğer birbirinize sevginiz olursa, benim şakirtlerim olduğunuzu bütün insanlar bununla bilecekler” demişti. (Yuh. 13:35) Acaba bugün kiliselerin çoğu, üyelerinin tümünü İsa’nın gösterdiği sevgi gibi bir sevgiyi göstermeğe gerçekten ısrarla teşvik ediyorlar mı?

Örneğin, ilk Hıristiyanlardan, Roma ordusuna katılmaları veya o orduyu desteklemeleri talep edildiği zaman, onlar, sevgilerinin gerçekliği konusunda denenmişlerdi. Evet hükümetin koyduğu yasalara itaat etmek istiyorlardı, ama bu yasalar Tanrı’nın öldürmeme yasayı gibi yasalarını bozduğu zaman, hükümetin yasalarına itaat etmiyorlardı. (Mat. 22:21; Res. İşl. 5:29) Ayrıca Tanrı, kavmine: “Kılıçlarını sapan demirleri, ve mızraklarını bağcı bıçakları yapacaklar; millet millete karşı kılıç kaldırmayacak, ve artık savaşmayı (YD) öğrenmiyecekler” demişti.—İş. 2:4

Bu sözlere uygun olarak, ilk Hıristiyanlar, ne Roma İmparatorluğu, ne de başka milletler uğruna savaştılar.

Zamanımızda, kiliselerin ve onların papazlarının takındıkları tavrı bir düşünün: Onlar, bazı mazeretler ileri sürdükten sonra, savaşları onaylamış ve takdis etmişlerdir. İşte bu savaşlarda, Katolikler Katolikleri, Protestanlar Protestanları öldürmüşlerdir. Bu yol Tanrı’nın yolu değildir!

TANRI’NIN AHLAK STANDARTLARI

Tanrı’nın istediği tapınma şeklini tespit ederken, inceleyeceğimiz üçüncü olan, bir dinin sadece kötülüğe göz yumması değil, ahlak standartlarını koruyup korumadığını anlamakla da ilgilidir.

İsa, ayyaşlar ve ahlaksızlar da dahil olmak üzere büyük günahlar da dahil olmak üzere büyük günahlar içinde olan kişilere de yardım etmeğe çalışmıştı. Şakirtleri de aynı şeyi yapacaklardı. (Mat. 9:10-13; 21:31; Luka 7:36-48; I. Kor. 6:9, 11) Mukaddes Kitap, tövbe ettikten ve Hıristiyan olduktan sonra bile bazılarının ciddi günahlar işleyebileceklerini göstermektedir. (Gal. 6:1) Örneğin, eski Korintos’taki Hıristiyan cemaatinde bir adam fuhuş işlemişti.—I. Kor. 5:1.

Bir Hıristiyan günah işlediği takdirde, diğer Hıristiyanlar onun Tanrı’nın lütfunu tekrar kazanıp ruhen kuvvetli olması için gayret göstermeliydiler. (Yak. 5:13-16) Fakat bir kimse, tövbe etmeyip günah işlemeğe devam ettiği takdirde ne olacaktı? Tanrı’nın Sözü, Korintos’daki o adam veya onun gibi olanlar hakkında şunları söylüyor:

“Kardeş denilen biri zani, yahut tamahkâr, yahut putperest, yahut sövücü, yahut ayyaş, yahut gasıp olursa, ihtilât etme[yin, (karışıp görüşmeyin) hatta böyle birile yemek yeme]yin. . . .Kötü adamı kendi aranızdan çıkarın.” —I. Kor. 5:11-13.

Şu halde, büyük günahlar işleyen bir kimse yardım kabul etmeyi ve tövbe etmeyi reddediyorsa, o kişi hakiki Hıristiyan cemaatinden çıkarılmalı veya müşareketten kesilmelidir. Bu önlem, belki onu sarsıp aklını başına getirecektir. Bununla aklı başına gelsin veya gelmesin, o kimsenin Tanrı’nın emri gereğince cemaaten çıkarılması samimi Hıristiyanları koruyacaktır.—I. Kor. 5:2-8.

Acaba tanıdığınız kiliselerin çoğu bu disiplini uyguluyorlar mı? Yoksa, günah işlemeğe alenen devam eden kilise üyelerinin çoğunu kiliselerinde kabul edilmeğe devam ettikleri bir gerçek midir?

Nijerya’da bir gazetenin ön sayfasında geçenlerde şunlar kaydedilmişti:

“Başpiskoposun yönetimi altındaki Lusaka bölgesinde yaşayan Roma Katolik kilisesine üye olan evli erkeklerin hemen hemen üçte biri odalıklarla yaşamaktadır. . . .Başpiskopos Emmanuel Millingo’nun incelemelerine dayanan raporda 10.903 Katolik evinin 3225’inde odalıkların bulunduğu kaydedilmektedir.”—14 Eylül 1980.

Kiliseler, Tanrı’nın tövbe etmeyen günahkârları müşareketten kesme emrine uymamakla, başkalarının da günah işleyip cezasız kalacaklarını düşünmelerine neden olmaktadırlar. Ya da bu kimseler, kiliselerinin bu tutumu yüzünden dinlerine sırtlarını çevirdiler.—Vaiz 8:11.

Bir genç bir gazeteye şunları yazmıştı:

“Kiliseye gitmekten nefret ediyorum, çünkü orada ayyaş, dedikoducu, yalancı, düzenbaz olduğunu bildiğim kimseleri görüyorum. Onlar her pazar oraya gelip dua ediyor, ilahiler söylüyorlar. İki yüzlülere hiç saygım yok ve kilisemiz ise, bunlarla dolu.” —Palm Beach “Posttimes”, 27 Mayıs 1979

Tanrı tabii ki, bu meyveleri veren ve kendisine “ruhla ve hakikatle” tapınmayan kişileri veya kiliseleri tasvip edemez.—Yuh. 4:24; Mat. 7:15-20.

NE YAPACAKSIN?

Sadece üç hususu inceledik. Fakat bunlar, Tanrı’ya O’nun istediği şekilde tapınmayı arzu ettiğimiz takdirde, hakiki birer Hıristiyan olan resul Pavlus ve birçokları gibi, inançlarımızda ve davranışlarımızda bazı temel değişiklikler yapmamızın gerekebileceğini açıkça ortaya koydu. Tanrı’nın istediği tapınma şekline uymayan dinlerden kendimizi ayırmamız hayati önem taşımaktadır. Esasen Tanrı ‘Eğer onun günahlarını paylaşmak ve O’ndan (Tanrı’dan) gelen belalardan hisse almak istemiyorsak, ondan (o dinden) çıkmamızı emrediyor.—Vah. 18:4, 5; II. Kor. 6:14-18.

Yehova’nın Şahitleri, hayatlarını Tanrı’nın Sözüne uygun duruma getirmekle ve böylece Yaratıcı’ya “ruhla ve hakikatle” tapınmakla ciddi olarak ilgilenirler. Onlar, size de, Tanrı’ya O’nun istediği şekilde tapınma arzunuzu yerine getirmenizde yardımcı olmaktan çok mutluluk duyacaklardı.

[Sayfa 6’daki çerçeve]

“Ele geçen tüm bilgiler dikkatle incelendiği zaman, (M. S. 161’den 180’e kadar hüküm süren imparator) Marcus Aurelius’un zamanına kadar hiçbir Hıristiyan askerlik yapmağı ve hiçbir askerin de Hıristiyan olduktan sonra askeri hizmette kalmadığı görülür.—“The Rise of Christianity” (Hıristiyanlığın Doğuşu)

[Sayfa 6’daki çerçeve]

“AUSCHWİTZ’DEKİ ŞİDDET VE DEĞERLER”

Polonyalı sosyolog Anna Pawelczynska, bu başlık altında yazdığı kitabında, Nazi Almanyasındaki “Yehova’nın şahitlerinin tüm savaş ve şiddete karşı koyan inançları uğruna pasif olarak direndiklerini” anlatmıştı. Sonuç ne olmuştu? Anna Pawelczynska şunları bildiriyor:

“Tutukluların arasındaki bu küçük grup, sarsılmaz ideolojik bir kuvvet gösterdi ve Nazizme karşı yaptığı savaşı kazandı. Bu mezhepten olan Alman grup, gözü korkutulmuş olan ulusun bağrında yorulmak bilmez bir direnç gösteren ufacık bir ada gibiydi. Onlar, tehlikeden yılmayan bu ruhla Auschwitz kampında çalışıyorlardı. Onlar, mahkûm arkadaşlarının . . . . hapishane görevlerinin, (görevlilerinin) hatta SS subaylarının bile saygısını kazanmayı başarmışlardı. Hiçbir Yehova’nın Şahidinin dinsel inancına ters düşecek bir emri yerine getirmeyeceğini herkes biliyordu.”

    Türkçe Yayınlar (1974-2026)
    Oturumu Kapat
    Oturum Aç
    • Türkçe
    • Paylaş
    • Tercihler
    • Copyright © 2026 Watch Tower Bible and Tract Society of PA
    • Kullanım Şartları
    • Gizlilik İlkesi
    • Gizlilik İlkesi
    • JW.ORG
    • Oturum Aç
    Paylaş